Getto çiçeği

991d48bc1446e4407ac0d011ec8c22caMerhaba. 18.05.2015 tarihli köşe yazımı burada da paylaşmak istedim.

‘Çok sevdiğim ve devamlı göz hizamda tuttuğum bir söz vardır. Şöyle der; ‘Lamba cininin ‘dile benden ne dilersen’ cümlesine, ‘canının sağlığı’ cevabını verebilecek, mahcup adamların hatırı için dönüyor dünya. ‘ Bunu hatırımda tutarak devam ediyorum günlerimi yaşamaya. Çünkü günler gerçekten köpük gibi, zaman geçici, yıpratıcı, sönük ve renksiz. Geçmiş hiçbir zaman geçmiyor aslında. Şimdi dediğimiz bazen sanki kocaman bir aldanma gibi geliyor. Bahar nasıl yol yapıyorsa kendine yaza varmak için, insanlar da öyle haritalar çiziyorlar kendilerine. Kimi zaman belli belirsiz kimi zaman kati. Hoş kati olanları da biz bazen flulaştırıyoruz ama olsun. Yürüdüğümüz yolların sonu aslında hep aynı yere varıyor. Bir çiçeğin güzelliğine kafa yoran, hayatın içindeki renklerin farkına varan kaç kişi var etrafınızda? Kim birkaç satır şiir okuyor bu günlerde? Uzun kompozisyon ödevleri veriyor mu öğretmenler şimdi, ya da habersizce kim kapınızı çalıp sokağa çağırıyor bir nedenden? Çoğaldıkça azalıyor etrafımızdaki her şey, bizimle birlikte. Oysa bir çocuk getirin aklınıza, nasıl da her ayrıntıya meraklı, heyecanlı ve öğrenmeye aç. Tutkuları keşfettikleriyle orantılı olarak artan ve hep ufacık hareketle gülümseyebilen. Filmlere konu olan bu kelimeler ne kadar da gerçekler hâlbuki. Çünkü aslında filmlerde izlediğimiz çoğu detay hayatın ta kendisinden alıntılanıyor. Amerikan filmleri örneğin. Amerika’da yaşayan çoğu arkadaşım gerçekten filmlerdeki hayatları birebir tecrübe ettiklerini söylüyorlar. Evler, sokakların temizliği, anlayış, saygı, kurallar, farkındalık v.s Bir de bize bakın hele! Biz henüz yaşamayı öğrenemedik ki hayatla barışalım! Demem o ki, insanca yaşamak diye bir gerçek var. Hala hayal edebilen birileri var yeryüzünde. Tutkularından güç alan, büyüyen insanlar var. Kimse bulmasın beni isterse, parmakla göstermesin, baş sayfalara çıkmasam da olur, ben sadece dünyanın bütün sokaklarını yürümek, bütün kapılarını çalmak, bütün çimenlerinde uzanmak, bütün kitaplarını koklamak istercesine bir heyecanla yaşamayı arzuluyorum. Böyle yaşamadıkça yaşamak denen şey neye yarar? Düşünsenize hissederek yaşamadıkça, insan olmanın değerini bilemedikçe, nefesimizi tutarak devam ettikçe; plastik, gösterişli bir çiçekten ne farkımız kalır?

About tugbatekeli

Ben bir Sosyal Antropoloğum. Kocaeli de doğdum. Şimdi doğduğum şehre çok uzağım. Eşimle Cezayir de yaşıyorum. Ama gerçekte bir o kadar da yakınım memleketime. Tüm ailemi, şehrimi, bana ait olan şeyleri yanımda taşıyorum daima. Böylece varlığımı hissedebiliyorum. Yaşamın varamadığım noktalarına kelimelerimle köprüler kurmaya çalışıyorum. Yaşamayı ve onun getirdiklerini seviyorum. Sevdiklerimle aynı gökyüzünü paylaşmayı seviyorum. Her güne sevdiğim adamla uyanmaya bayılıyorum. Ve sonra her sabah yeniden yeniden yeniden keşfediyorum tüm güzelliklerini dünyamın.
Bu yazı anılar, hayatın içinden içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s